+ Konuyu Cevapla
Sayfa 1 - Toplam 12 1 2 3 11 ... SonSon
Görüntülenen Mesaj 1 den 25 - Toplam 300

Konu: Hosumuza giden kose yazilari

  1. #1
    Senior Member Istanbulguy Üyenin Avatarı
    Üyelik Tarihi
    Jan 2004
    Mesaj
    2,501

    Perihan Magden'in bu yazisini simdi gordum. Acilmis uygun bir topik goremedim ve bu tur baslikli bir yeni topik iyi olur diye dusundum.

    Magden'in bu yazida yazdiklarini cok begendim.

    Cem

    ************************************************** ************************

    http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aTy....2008&PAGE=

    Manevi taciz

    19/06/2008

    YAZDIR | YOLLA



    Salı sabahı Sabah Gazetesi’nin ‘Yalnız ve Güzel Ülkenin Sevinci’ manşetini görünce ‘Yok artık!’ oldum. (‘Yuh artık’ değil de, ‘yok artık’- dikkâtinizi çekiştiririm.)
    Nuri Bilge’nin en iyi yönetmen lafını kullanmalara doyamayacağız, anlaşılan.
    Y. Türker’in yazdığı üzre ‘yalnız ve güzel filmler yapan’ bir adamın lafını aldık, “Türk’ün Türk’ten başka dostu yok” paranoid lafımızın (ve de kafamızın) yanına tapuladık.
    Arada şöyle minnacık bir sınır var: Bu sınırı ihlâl ettiğimiz anda, paranoid şizofren milliyetçiliğimizin topraklarındayız, cümleten.
    ‘Cümleten’ de, hiçbir cümleye gelmeyen, yalnızca kendi cümlesini kurmakta ısrarcı, müdanasız bir adamın/Nuri Bilge Ceylan’ın yani Cannes’da kürsüde edilmiş lafını, yakında Turkcell’in ya da Coca Cola’nın ‘Milli Takıma başarılar diler’ reklamının sloganı olarak duyarsak, şaşırmayalım.
    Buna halk arasında ‘abuse’ deniyor. Kötüye kullanma? İstismar? Taciz?
    Milletçek aradığımız Zafer Sarhoşluğunu, 11 adamın bir topun peşinde koşturması neticesinde elde edilen skorlarla lıkır lıkır yaşıyor/içiyor olabiliriz.
    Ama futbolla hiçbir alakası olmayanlarımız da var! Yaaaa. Var böyle bir mutsuz azınlık.
    Bir de tüm bu kırmızı-beyaz histerinin, bayrakların, Türklük Gururu! Türk’ün Zaferi! zart zurtunun tedavülden kalkmasını, en azından sürekli ağzımıza-burnumuza dayanmamasını isteyenlerimizin duyduğu dehşet duygusu, var.
    Yüzünün yarısı beyaz yarısı kırmızıya boyanmış, yarısında ay diğer yarısında yıldız, milliyetçi bir holigan hayatta görüp göreceği başka bir başarı olmadığı için ‘Avrupa Viyana duy sesimizi!’ diye yırtınırken, evet acıma ve üzüntü de duyuyorum, ama korku da duyuyorum ben.
    Gazetelerde de habire bu ‘Viyana Kapısındaki Türkler’ teması! Ağbi, bi türlü kalkıp gidemedik Viyana kapılarından. Hatta kapılarda bekleye bekleye kapıcı olduk!
    Manşet altı, manşet üstü yetmiyor.
    Tam Tam baş sayfadan dayanıyor önümüze Tur Atlamışlığın Feci (ve mecburi anlaşılan) Coşkusu.
    Televizyonda bir bağyan yarı ağlayarak “Biz Türküz! Biz başarırız! Biz sonunda daima kazanırız!” okuyor. Hani 10 Kasımlar’da avluda şiir okuyan çocuk tonlamasıyla.
    Oysa anladığım son maça bakarak “Türk’ün aklı sonradan başına gelir” çok daha iyi bir niteleme olacak.
    Kalecimiz Volkan’ın (öğrendim bakın adını) yediği herzeler, Emre Belözoğlu’nun (anlaşılan) kaçınılmaz terbiyesizlik gösterisi, üstüne bol gelen kaleci formasıyla kaleyi korumak durumunda bırakıldığı için ellerini kaldırıp dua etmek zorunda kalan bir çocuk-
    Bunlar çok tanıdık, bildik manzaralar değil mi?
    Pek tabii bunlar da, futbol denilen bunca meftunu olan ‘siporun’ cilveleridir. Buyrun maçlardan, zaferlerden istediğiniz kadar zevk alın. Ama her birimizin bu aşırı milliyetçilik de içeren kabarmalar karşısında, eşit derecede duygusal katılım mecburiyeti yok. Olmamalı!
    Sonuç olarak gerçekçi olalım. ‘Uzaklar’ı kırk bin kişi seyretti sinemalarda. ‘Recep İvedik’i dört milyon.
    Şimdi kalkıp filmlerini 40 bin Türk’ün izlediği yalnız bir yönetmenin teşekkür ederken ettiği iki çift lafı, Recep İvedikler Çoğunluğunun sevincine malzeme etmeyelim. Sınır Aşımı.
    Kalkıp Recep İvedik vari manşet atalım: “Bu katı görünüşün altında kedi gibi çevik Türk futbolcular var” vs.
    İşte bu ketlenemez Sınır Aşımcılığımız yüzündendir ki (dayandık yine Viyana sınırlarına) Atatürk’ü ‘sevmeyen’ için dava açıyoruz.
    Atatürk’ü sevmek mecburi. Yurdunu sevmek mecburi.
    Öyle acayip bir ülke ki burası: Yurdun seni sevmiyor, ama sen yurdunu habire sevmek zorundasın.
    Düşünsenize: anneniz (Anayurt) babanız (Babayurt) size soğuk, mesafeli. Reşit olduğunuz halde size (diyelim: başınızdaki türbana) karışıyor. Hiçbir hareketinize izin vermiyor. Hiçbir müstakiliyet girişiminize geçit tanımıyor.
    Cezalandırıyor habire: Gözaltına almalar, mahkemeye vermeler, olmadı hapse atmalar. Katı kalbiyle otuz yıldır sizi bir savaşa sürüyor. ‘Ölen ölür kalan sağlar askerimdir’ mantığıyla.
    Siz ise kayıtsız şartsız; bu sevgisiz ve nadan anayı, bu soğuk ve kaygısız babayı sevmek zorundasınız.
    Oysa tam tersi doğrudur benim bildiğim. Ana-babalar koşulsuzca sever, korur, büyütür, kollar. Çocuğun da keyfi bilir: ister sever,
    ister sevmez.
    Bu yurdu sevmekten serhoşluk zarureti ve hatta ne kadar yalnız ve bahtsız bir yurdumuz olduğuna inanıp on bir adam son 20 dakkada iyi top sürüp başkasının ağlarını dalgalandırdı diye, ağlayıp bağırarak kendinden geçme mecburiyeti, Milli Takım Günleri’nde bazılarımıza (maalesef) fazla geliyor.
    Bilmem bu çarpıntılığa müsaade buyurur musunuz?
    Sizin kahramanınız: Arda.
    Benimki Mehmet Bal. Adana’da Askeri Cezaevi’nde bileğinden kelepçelenmiş. Bekliyor.

    ************************************************** *************************

    Ti-lilililililililililililili

    Ha haaaaaaaayt

  2. #2
    Senior Member
    Üyelik Tarihi
    Jun 2004
    Nerden
    Dublin
    Mesaj
    10,754
    uzaklar dedigi kimin filmi?

    ay bu kadini yine okuttunuz bana. sinirim bozuldu. dur baska birsey okuyayim da gecsin
    -)--------

  3. #3
    Senior Member Istanbulguy Üyenin Avatarı
    Üyelik Tarihi
    Jan 2004
    Mesaj
    2,501
    <div class='quotetop'>QUOTE (epeci @ Jun 28 2008, 02:54 ) <{POST_SNAPBACK}></div>
    uzaklar dedigi kimin filmi?[/b]
    Orada yanlislik olmus. N.B.Ceylan'in 2002 yilina ait 'Uzak' filmini kastetmis olmali.

    Cem
    Ti-lilililililililililililili

    Ha haaaaaaaayt

  4. #4
    Senior Member
    Üyelik Tarihi
    Jun 2004
    Nerden
    Dublin
    Mesaj
    10,754
    <div class='quotetop'>QUOTE (Istanbulguy @ Jun 28 2008, 09:27 ) <{POST_SNAPBACK}></div>
    Orada yanlislik olmus. N.B.Ceylan'in 2002 yilina ait 'Uzak' filmini kastetmis olmali.

    Cem[/b]
    bana da oyle gelmisti de emin olamadim.

    kose yazisinda ve konuya ornek diye verildigi icin buna yanlislik degil okuzluk demek lazim.
    -)--------

  5. #5
    Administrator
    Üyelik Tarihi
    Jul 2001
    Nerden
    Istanbul
    Mesaj
    15,275
    futbolu sev sevme, herkesin kendi sorunu ama "volkan'ın adını yeni öğrenmek" nasıl bir övünç kaynağı olabilir? bu nasıl bir dangalaklıktır?

    "üstüne bol gelen kaleci formasıyla kaleyi korumak durumunda bırakıldığı için ellerini kaldırıp dua etmek zorunda kalan bir çocuk". küçük asker tuncay yapmış perihan

    ps. uzaklar tekneydi bu arada. atvde belgeseli vardı. hey gidi hey.

    golcü elma
    Well, we made a promise we swore we&#39;d always remember
    No retreat, baby, no surrender
    Like soldiers in the winter's night
    With a vow to defend
    No retreat, baby, no surrender

  6. #6
    Senior Member
    Üyelik Tarihi
    Mar 2007
    Mesaj
    4,319
    <div class='quotetop'>QUOTE (elma @ Jun 29 2008, 07:57 ) <{POST_SNAPBACK}></div>
    "üstüne bol gelen kaleci formasıyla kaleyi korumak durumunda bırakıldığı için ellerini kaldırıp dua etmek zorunda kalan bir çocuk". küçük asker tuncay yapmış perihan [/b]
    benim de yanagimdan bir koca damla yas suzulmedi degil bu cumleyi okuyunca :bagla:

    her ne kadar KOCCCCCCA KOCCCCCCCA HARFLERRRRLE RRRRR'lerin uzerine BASSSA BAASSSAAA yazma ihtiyaci hissetmemis olmasindan dolayi memnun olmus olsam da ne kadar kotu bir yazi oldugunu belirtmeden edemeyecegim canim mersu. hurriyet milliyet mansetlerinden yola cikip milliyetciligimiz paranoid sizofrenisi uzerine futbol aletiyle yazi yazmaya kalkisirsan bu cikar ortaya. bizim kahramanimiz arda, onunkisi mehmet balmis. cok da derinden aldim yarayi bu vurucu bitiris cumlesiyle. efendim yaniliyorsun, her ikisi de kahramanim benim. surpriz surpriz!

    turk olmakla gurur duyucular ne kadar itici/korkutucuysa turkiye'yi temsil eden bir grubun basarisiyla mutlu olan turkten dolayi DEHSETE KAPILICILAR birkac kat daha itici. ne recep ivediksin ne de 40 bin turkten birisin. geriye de baska bir grup kalmiyor zaten gir kimlik bunalimlarina da bir daha cikama insallah perihan abla! cok ama cok rahatsizsin beni de rahatsiz ettin.
    There are moments in life when true invective is called for, when it becomes an absolute necessity, out of a deep sense of justice, to denounce, mock, vituperate, lash out, in the strongest possible language.

  7. #7
    Senior Member
    Üyelik Tarihi
    Jun 2002
    Mesaj
    7,751
    Offfff, içim sıkıldı vallahi okurken. Bu kadar aptal olunur mu, hadi oldun bununla gurur duyulur mu?

  8. #8
    Senior Member
    Üyelik Tarihi
    Jun 2004
    Nerden
    Dublin
    Mesaj
    10,754
    <div class='quotetop'>QUOTE (blackdahlia @ Jun 30 2008, 18:39 ) <{POST_SNAPBACK}></div>
    gir kimlik bunalimlarina da bir daha cikama insallah perihan abla! cok ama cok rahatsizsin beni de rahatsiz ettin. [/b]
    -)--------

  9. #9
    Senior Member
    Üyelik Tarihi
    Jul 2001
    Nerden
    dardanella
    Mesaj
    33,875
    Mansur'dan yarı ciddi,yarı gırgır..

    <div class='quotetop'>QUOTE </div>
    Yazarlar / Mansur Forutan
    mansur.forutan@aksam.com.tr


    Felaket çanlarını duyar gibiyim!

    İzlediğim ilk Avrupa Kupa’sı maçı, 1976 Federal Almanya-Çekoslovakya finaliydi. Geçen zamanla birlikte futbol çok değişti tabii ki. O zamanlar orta ölçekli bir KOBİ hacmindeyken, şimdi global bir endüstri halini almış durumda.

    Eskisi kadar meşgul olmayışımın nedeni bu yapısal değişimden çok ilgi alanlarımın değişmiş olması. Ama gene de geçtiğimiz pazar gecesi oynanan finali 32 yıl önceki çocuksu heyecanla izledim.

    İzlerken de hafif bir korkuya kapıldım.

    Savaş korkusu! 4’üncü dünya savaşı! Neden mi? Anlatmaya çalışayım...

    Futbolun İngiliz kömür madencilerini sokaklardan uzak tutmak için icat edildiği söylenir. Bu teori kulağa oldukça makul geliyor ama tek başına yeterli değil.

    Daha hacimli, daha büyük coğrafyaları da içine katacak bir nedene ihtiyaç var. Üzerine epey bir kafa patlattım ve bir teori geliştirdim:

    Futbol Almanların, Polonya’yı, Hollanda’yı, Fransa’yı, velhasıl Avrupa’yı istila etmemesi için geliştirilmiş bir oyundur.

    Tarihi, yani son 60 yılı falan inceleyecek olursanız, haklılığımı görürsünüz. Avrupa barış ve refah içerisinde medeniyetini yeniden biçimlendirirken, Almanlar da neredeyse her turnuvada rakiplerini keseleyip durdular.

    Kimi zaman kaybettiler ama bu güçlerinin azaldığı anlamına hiç gelmedi; bu son turnuva hariç!

    Euro-2008 bi’ şeylerin değişmeye başladığı şampiyona olarak tarihe geçebilir. Aslında sonun başlangıcı Euro-2004’de Yunanistan’ın şampiyon olmasıyla başlamıştı! Yunanistan’ın şampiyon olması kimin umurunda ve o zaman Azerbaycan da şampiyon olsun...

    Ama 2008 gerçekten çok garip bir turnuva oldu:

    İngilizler yok!

    Türkler yarı finalde!

    Türkler geriden gelip maçı kazanmayı başardı, hem de güle oynaya ve defalarca!

    İspanyollar şampiyon oldu. Ulusal düzeyde İspanyollar kazanamaz; bunu herkes bilir. Sadece katılırlar, sonra elenirler. En son kazandıklarında sanırım İspanya Emevilerin egemenliğindeydi!

    Avusturya diye bi’ takım var ve bu bana çok manasız geliyor. Avusturya diye bir ülkenin neden var olduğunu insanlık yanıtlayamazken bi’ de futbol takımlarını çekmek çok rasyonel gelmiyor bana doğrusu. (bkz. Bangladeş buz hokeyi takımı)

    Gelelim Almanlara...

    İzlediğim kadarıyla Almanlar futboldan sıkılmış gibi gözüküyorlar. Ve bu çok tehlikeli...

    Polonyalı forvetleri olan bir Alman takımı tabii ki sıkıcıdır. Bi’ sonraki hamle ne olacak, kaleye Tuna Kiremitçi mi geçecek?

    Ayrıca tüm kadroları istisnasız sağ ya da sol bek, ya da stoper gibi. Üstelik hepsi silik ve yetersiz... Her dönemde hastası olduğumuz ve duvarlara posterlerini asabileceğimiz en az üç Alman futbolcu olurdu, şimdiki takım çok tırt!

    Evet, Almanlar bu işten sıkılmış gibi gözüküyor ve bu korkarım savaş anlamına geliyor.

    Diğer büyük değişimleri de eklediğinizde Avrupa’yı karanlık bir dönemin beklediği kesin.

    Demem o ki bırakalım global ısınma velvelesini ve yeşile bürünmeyi de Almanların sıkılmayacağı yeni bir oyun bulalım.[/b]
    “bon pour l'orient”

  10. #10
    Senior Member Istanbulguy Üyenin Avatarı
    Üyelik Tarihi
    Jan 2004
    Mesaj
    2,501
    Demokrat.....humanist....ozgurlukcu...anti-ayrimci...cesur bir insan......Perihan Magden'i cok takdir ederim ve uzuldum ki boyle bir kadinin degerini anlamiyor cok kisi. Bu ulkenin (daha dogrusu ''modern ve humanist bir Turkiye'nin'' demeliyim) daha cok Perihan Magden'lere ve Ece Temelkuran'lara ihtiyaci var. Daha cok Ragip Zarakolu'lara ve Hrant Dink'lere ihtiyaci var.

    Kabullenmissiniz cogunuz maalesef....kabullenmissiniz ki milliyetcilik sanki bir tur 'default' hali bu ulkede. Ondan sapmak olagan degil sanki. Anlatabildim umarim.

    Futbolu cok seven biri olmama ragmen (evet....ama bu sevgi yavas yavas azaldi son yillarda....ozellikle buradaki futbol ve zihniyeti bazinda), futbola bu denli onem verilmesi, isin cok kez abartiya ve cilginliga varmasi, beni de son derece rahatsiz ediyor. Kitlelerin afyonu olma yonunde, ulkemizde, futbol, milliyetcilik ve din, at basi gidiyor diyebiliriz. Spor-milliyetcilik iliskisi uzerinde daha detayli yazabilirim ama baska bir topige sakliyorum.....merak etmeyin, futbol forumundaki bir topige degil ama....futbol forumuna yazmayacagim boyle seyleri artik kolay kolay

    Magden, bu konuda, daha etkili sekilde ve daha guzel ornekler vererek yazabilirdi ama temel fikirleri gayet guzel ve net....bazi seylerin sorgulanmasi bazilarinin hosuna gitmiyor maalesef.

    Perihan Magden, yuzde doksan dokuz nokta dokuz okumaz burayi ama olsun.....ona bolca sevgimi gonderiyorum buradan

    Cem
    Ti-lilililililililililililili

    Ha haaaaaaaayt

  11. #11
    Senior Member
    Üyelik Tarihi
    Mar 2007
    Mesaj
    4,319
    <div class='quotetop'>QUOTE (Istanbulguy @ Jul 1 2008, 18:32 ) <{POST_SNAPBACK}></div>
    Demokrat.....humanist....ozgurlukcu...anti-ayrimci...cesur bir insan......Perihan Magden'i cok takdir ederim ve uzuldum ki boyle bir kadinin degerini anlamiyor cok kisi. Bu ulkenin (daha dogrusu ''modern ve humanist bir Turkiye'nin'' demeliyim) daha cok Perihan Magden'lere ve Ece Temelkuran'lara ihtiyaci var. Daha cok Ragip Zarakolu'lara ve Hrant Dink'lere ihtiyaci var.

    Kabullenmissiniz cogunuz maalesef....kabullenmissiniz ki milliyetcilik sanki bir tur 'default' hali bu ulkede. Ondan sapmak olagan degil sanki. Anlatabildim umarim.

    Futbolu cok seven biri olmama ragmen (evet....ama bu sevgi yavas yavas azaldi son yillarda....ozellikle buradaki futbol ve zihniyeti bazinda), futbola bu denli onem verilmesi, isin cok kez abartiya ve cilginliga varmasi, beni de son derece rahatsiz ediyor. Kitlelerin afyonu olma yonunde, ulkemizde, futbol, milliyetcilik ve din, at basi gidiyor diyebiliriz. Spor-milliyetcilik iliskisi uzerinde daha detayli yazabilirim ama baska bir topige sakliyorum.....merak etmeyin, futbol forumundaki bir topige degil ama....futbol forumuna yazmayacagim boyle seyleri artik kolay kolay

    Magden, bu konuda, daha etkili sekilde ve daha guzel ornekler vererek yazabilirdi ama temel fikirleri gayet guzel ve net....bazi seylerin sorgulanmasi bazilarinin hosuna gitmiyor maalesef.

    Perihan Magden, yuzde doksan dokuz nokta dokuz okumaz burayi ama olsun.....ona bolca sevgimi gonderiyorum buradan

    Cem[/b]
    isin komik tarafi da perihan magden'in yazisini begenmeyen insanlarin hicbiri milliyetci degil bu kabullenis nerede acaba bir koteleyip getirsen de onun uzerinden konussak Cem? o yuzden hemen ANLATAMADIN diyeyim sana ben.

    perihan magdenle hrant dink'i denk tutmayi birak, ayni cumle icerisinde kullanmani bile siddetle kiniyorum.

    bir de perihan magden benden daha Demokrat.....daha humanist.... daha ozgurlukcu... daha anti-ayrimci... hele hele daha cesur bir insan...... degil!

    sevgiler canim mersu!
    There are moments in life when true invective is called for, when it becomes an absolute necessity, out of a deep sense of justice, to denounce, mock, vituperate, lash out, in the strongest possible language.

  12. #12
    Senior Member
    Üyelik Tarihi
    Jun 2004
    Nerden
    Dublin
    Mesaj
    10,754
    perihan kim yahu? kimin nesi? uzerinde tartisacagim biri degil. pek okunmayan bir DNR gazetesinin kalitesiz ve seviyesiz post-modern kose yazari. baska bir sifati varsa getirin yazin. ne cekmis bugune kadar? hapise mi girmis, tehdit mi edilmis, oldurulmus mu? bu ulkenin en son ihtiyac duyacagi kisilerden biri.

    futbol insanlari ve insanligi birlestiren bir oyundur. en onemli ozelligi de ekipman gerektirmemesidir. kagittan bile top yapip oynamayanimiz yoktur herhalde. milli takim seviyesinde tabii ki insanlar pasaportlarina gore ayriliyorlar. futbolun getirdigi bir ayrimcilik degil ki bu ZATEN butun insanlar pasaportlarina gore ayrilirlar ve ona gore cesitli muamelelere tabi tutulurlar. bak avrupa'da insanlarin ulus kimliklerini ifade edebilecekleri bir tek spor kaldi neredeyse. futbol da bir avrupa sporu oldugu icin bunun en onemli aygiti. hutku'nun astigi yazidaki espri de bu iste. dolayisiyla yasasin futbol gebersin perihan demek istiyorum

    ayrica karadalyan'in anlatamadin lafi dogru. nereden cikti benim kabullenmisligim?
    -)--------

  13. #13
    Senior Member
    Üyelik Tarihi
    Mar 2007
    Mesaj
    4,319


    Kendine dolanan erk(ek)

    Gülnur Elçik - Tuğba B. Özenç


    İçinde olmadıkları bir demokrasi anlayışında ancak köleleştikleri sürece ya da diyelim kullanmadıkları oylarla fantastik bir eşitliğin içinde yer alabilen kadınların sesinden çıkan feminist mücadele, cinsiyetler arasında tezahür etmeyen bir adaletin demokrasi adına yürütülen bir başka adaletsizliğe “eş” olacağını gösterdi. Azap içindeki masalsı figürler değil, çok uzun yıllar süren mücadelelerin ‘ölümlü’ kadınları olarak, ömre muhalif bir mücadeleyi taçlandırdılar. Kucaklarından bir türlü inmeyen demokrasiye, yani gerektiğinde kendi oğullarına muhalif oldular.

    Köleleşenin köşeleştiği varsayımı, bir yandan özeleştiri imkanı, diğer yandan abartı ve kof eleştiri malzemesi sunarak provokatif bir tarz barındırıyor. Dolayısıyla ya demokrasi denilince adı akla gelmeyen kadınlar sadece ev-içi demokraside hatırlanıyor ya da adlarının geçtiği yer istisna olarak, bir had bildirme aracı olarak kullanılıyor.

    Teoriyi bir teferruat, seçkinci geleneği sürdüren bir yığın olarak değil de dünyayı değiştirme kapasitesi ve verimli bir araç olduğunu da kabul edip ama yetinmeyerek yola devam edersek, erkek egemen sistemin icat ettiği “mitolojik alan”da [1] özel yaşamda kalmanın doğallıkla reddedilmesinin yolunu açan da feminizmdi. Bir vatandaş olarak bireyin üstünden toplumsal destek çekildikçe güçlenen aile, artık “daha birey”lerden oluşan üyeleriyle belki eskisinden daha çok feminizmi zorlamaya başladı. Ailenin özel hayata dönüştüğü yerde atılan düğüm, kişiler arasındaki gerilimleri cinsiyetlerini geçersiz kabul ederek gündemine aldı.



    Özel alan, bizim alan?



    Son örneğini Sevan ve Müjde Nişanyan vakasında gördüğümüz savunular, feministlere yine usul usul “özel hayatına karışmayın, hele ki iki entellektüelin” diyor. Entelektüel olmanın muhalifliğin uç noktasında sivrilikle buluştuğu yerde başgösteren şiddet, kendini bu muhalifliğin bir uzantısı, parlak bir “delikanlılık” gibi ortaya koyuyor. Oysa “çok iyi” okullarda okumuş, dünyanın pek çok yerine giderek seyahat kitapları kaleme almış, Marx’ın “Grundrisse” kitabını çevirmek için Almanca öğrendiği ve bunu başardığı gibi bir efsaneyle anılan, dilbilim üzerine ciddi çalışmaları bulunan demokrat, insan haklarına saygılı bir entelektüelden beklediğimiz gerçekleşmedi.

    Bu “abject”i boşalttığında, iğrenç, aşağılayıcı olduğunu kabul etmek yerine bir jest armağan ettiğini öğrendik. Burada asıl tartışma, bildiğimiz erkek şiddetinin başka bir versiyonu olarak bok dökmenin, “entelektüel erkek şiddeti” olduğunu kabul edip etmemek. Sanırım Yeşim Arat ve Ayşegül Altınay’ın geçtiğimiz yıl tamamladıkları raporda üniversite mezunu her altı erkekten birinin eşine şiddet uyguladığını hatırlamanın da tam zamanı. Zaten erkeklerin uyguladığı her şiddet bir erkek şiddeti olmasa bile, erkeklerin şiddet uygulamasına tanınan krediden faydalanmıyor mu aslında? Park yeri için birbiriyle kavgaya girişen erkekler örneğin, bu tür bir hoyratlığın “bulanık sularında” yüzmüyor mu? Ya da iki erkeğin birbiriyle “senin ananı.., mına koyarım” demeden didişmenin bir yolunu bulamaması bir tesadüf mü? Bu anlamda erkek şiddetinin başladığı yer, yatağınızın başı değilse bile, evinizin sokak kapısıdır!



    'Feminizmin bokla mücadelesi'



    Yine başa dönüyoruz;eve, özel alana, her şeyin başladığı yere. Bu olayın gerçek dışı olduğunu düşünenler çoğunluktaydı. İlk öğrendiğimizin üzerinden epey zaman geçti. Ancak burası geniş bir ülke, tepkilerin de gecikmiş olmasını anlamak gerekiyor. Yani olay biliniyor, ancak ve elbette üzerinde tartışılıyordu. Ama ondan önce Sevan Nişanyan’ın Bilgi Üniversitesi’nde ders vermesinin yanı sıra Agos gazetesinde de yazıyor olmasından dolayı, olayın duyulduktan sonra Agos’ta çalışan kadınlarla yapılan hesaplaşmanın “medyanın ele geçirdiği” iç yazışmalardan öğrenildiğinde ve Müjde Nişanyan’ın mecburen yaptığı açıklamalar okunduğunda zaten her şey bitmişti. Çünkü feministler imza toplayıp tepkilerini bir metinle dile getirmişlerdi. Ama başkaları için yeni başlıyordu. Seyirlik bir malzeme, medyanın en sevdiklerinden; feminizm ve bok yan yana geldi. Kadına yönelik pek çok şiddeti haber etmeye geciken medya, “feminizmin bokla mücadelesini” ironik buldu.

    Oysa feminist kadınlar, bir sürü kadının emeğiyle de ayakta duran AGOS’u kirletmeden bu şiddete karşı durmanın yollarını aradılar. Aldatılmış kadınların “ailesini” kurtarmaya çalıştıkça kocaya yüklediği gücü bilenler için, bu şiddeti ertelemek vicdanen de imkansızdı fakat. Bizim küçük çevremizin kadınları”nı değil M. Nişanyan’ın dediği gibi, tüm kadınları, tüm eğitimli kadınları ilgilendiren bir meseleyi, “insan olan beri gelsin” düsturuyla tokatlayıvermek de başka bir eylem biçimi olsa gerektir.



    Mağduru daha da mağdur ettiniz?



    Medyanın “mağduru daha da mağdur ettiniz” yollu çıkışlar, varolması için ihtiyaç duyduğu kimliği mağdur eden bir adaletin, aslında varolmamış olduğunu kendisi de deneyimlemiş olan feminizme haklı eleştiriler sundu. Herhangi bir mağduriyetin eyleme dönüşmesindeki hız, ve bu hızın eylem biçimini kesici bir hale getirmesi bugün feminizmin tartışması gereken esas sorunlardan biri. Fakat hakkı gaspeden kimsenin “kendisinden kibarca rica edildi diye” hakkı teslim etmeyeceğini de bilerek, zaman zaman provokatif bir dilin elzem olduğunu da hatırlamak gerek.

    Peki mağduriyetin mağdurdan bağımsız ele alınması gereken durumlarda ne yapacağız? Örneğin çoğu kez temelinde bir erkek şiddetine referans edilen kadınlararası şiddetin de söz konusu olduğu bir mağduriyet içerisinde (ki bu olayda da böyle bir durum olduğu iddia ediliyor), erkeğin kadına yönelltiği şiddete muhalif olmak için her zaman mağdurla dayanışmak mı gerek? Ya da daha makul bir soru olarak, her iki şiddet ayrı ayrı ele alınamaz mı? Bunlar yanıtlanmayı bekleyen sorular olarak bekliyor. Fakat Ali Nesin "Nişanyan'ın dışkısından Türkiye'ye ne? Bu Türkiye'yi ilgilendiren bir konu değil. Türkiye'yi ilgilendiren meselelerde haberler yapılmalı” diye kadına yönelik şiddeti hak hiyerarşisinin gerisine atarken, Müjde Nişanyan, "Süreci sakinlik ve mesafeyle tamamlayalım. Ondan sonra konuşulacak çok şey var. Varoş kadınları dertlerini dillendiriliyor, okumuş eğitimli kadınlar sosyal statü, çevre, iş, prestij düşünerek dile getirmekten çekiniyor” diyerek kendini sürecin gerisinde bekletmek zorunda kalırken...

    Evet, kadınlar bir jest olarak tanımlanan eylemi, bir kavanoz dışkıyı planlayarak-başka türlüsü nasıl olur ki?- başkasının üzerine boşaltmaz. Evet, kadınlar, evlerinin içinde otururken evcil kuşlar, sevilesi yaratıklar, çocukların analarıdır. Ama aynı zamanda şiddete uğrayanlar da onlardır. Bu tip bir şiddetin incelikli bir zeka ürünü olarak sunulmasındaki erkeksi bakışın reddedilmesi, susmayan kadınların çoğalması, feminizmin marjinal hâlâ- bir kadınlar kuvveti olmadığının anlaşılması hayati bir önem taşıyor. Müjde Nişanyan’ın üç çocuğu ve ailesiyle kuracağı “yeni” hayatında, emek verdiği her şey için, bu yaşadıklarının (medyada üretilen mağdur kadın tipine aykırı olarak) çok kalıcı olmayacağını dilerken, kadınların bu yepyeni olmayan sorun(lar)la daha çok uğraşmasının elzem olduğunu belirtmek gerekiyor.



    Sevan Önce Sevandır



    Etuyen Mahçupyan Taraf’taki Sevan sadece Sevan değildir başlıklı yazısında, “Olay burada bitmiyor, çünkü 'Sevan sadece Sevan değil'... Kimliği, kişiliği ve siyasi duruşuyla kullanılmaya çok müsait bir araç” diyor. Sevan’ın ne zaman Sevan olduğunu belki de önce onunla aynı evi paylaşan kişiye sormak gerekiyor. Çünkü ancak bu soruları sorduğumuzda, örneğin parti kongresinde “kadın hakkı” isteyen erkeklerin, evinde çayını eşlerine getirtip “ne var bunda?” diye çıkışmasında “ne var-olduğunu” ya da konumlarını kullanarak öğrencilerini taciz eden bilgili hocaları görebileceğiz. İsimler kimliklerin pisliğini örtmesin, isimler kimliklerin iddia ettiği adaletlerin referansı olsun diye..



    [1] Ursula K. Le Guin-Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar; Metis Yay.-1999 “Balıkçı kadının kızı” adlı denemeden.

    http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aTy...p;CategoryID=83
    There are moments in life when true invective is called for, when it becomes an absolute necessity, out of a deep sense of justice, to denounce, mock, vituperate, lash out, in the strongest possible language.

  14. #14
    Senior Member
    Üyelik Tarihi
    Aug 2003
    Mesaj
    11,890
    Perihan en çok kime kızar.Ülkedeki geçerli akımlara (Atatürkçülük,milliyetçilik,vatanseverlik gak guk) kapılanların kendi dışındakileri yaftalamasına,dışlamasına.Haklıdır da.

    Mamafih Perihan'ı çok seven Cem; yorucu köşe yazıları,2-3 topic üzerinden birbirinin kopyası 100 yazı çıkaran,laikçi (laik değil) yerine aşırı dinci biriyle yaşamayı tercih edeceğini söyleyen birine sıcak bakmadığını söyleyenlere ne diyor."Default olarak millyetçiliği kabullenmişsiniz." 2-3 post sonra da faşist der

    İlk cümleyi referans alarak Perihan'a Cem'i analiz ettirsek hergün aynı olan yazı şablonuna uyar mı?

    Başta bütün dünyanın saydığı başkumandan cümlesine "dünyanın taptığı" demiş.Niye dünya tapsın ki diye de bir yazı türetmişti.O yüzden Uzaklar hatası doğal.Mercan Dede gibi bir müzik adamına yazdığı yakışıksız yazıyı,ve Mercan Dede'nin verdiği kadife usluplü yazıyı bul Cem.Yorma beni
    if you are reading this then warning is for you. every word you read of this useless fine print is another second off your life. don&#39;t you have other things to do? is your life so empty that you honestly can&#39;t think of a better way to spend these moments? or are you so impressed with authority that you give respect and credence to all who claim it? do you read everything you&#39;re supposed to read? do you think everything you&#39;re supposed to think? buy what you&#39;re told you should want? get out of your apartment. meet a member of the opposite sex. stop the exessive shopping and masturbation. quit your job. start a fight. prove you&#39;re alive. if you dont claim your humanity you wil become a statistic. you have been warned

  15. #15
    Senior Member Breyf Üyenin Avatarı
    Üyelik Tarihi
    Feb 2002
    Mesaj
    14,152
    <div class='quotetop'>QUOTE (Tortured_Fragile_Mind @ Jul 4 2008, 21:50 ) <{POST_SNAPBACK}></div>
    Mercan Dede gibi bir müzik adamına yazdığı yakışıksız yazıyı,ve Mercan Dede'nin verdiği kadife usluplü yazıyı bul Cem.Yorma beni [/b]
    Merak ettim ben bu yazi ve cevabi. Cem hadi cabuk bul!

  16. #16
    Senior Member
    Üyelik Tarihi
    Jun 2004
    Nerden
    Dublin
    Mesaj
    10,754
    <div class='quotetop'>QUOTE (Tortured_Fragile_Mind @ Jul 4 2008, 23:50 ) <{POST_SNAPBACK}></div>
    İlk cümleyi referans alarak Perihan'a Cem'i analiz ettirsek hergün aynı olan yazı şablonuna uyar mı?[/b]


    siradan hepimizi analiz etsin, hayatinda bulamayacagi malzeme cikar. breyf'ten baslasin.
    -)--------

  17. #17
    Senior Member Istanbulguy Üyenin Avatarı
    Üyelik Tarihi
    Jan 2004
    Mesaj
    2,501
    <div class='quotetop'>QUOTE (Breyf @ Jul 5 2008, 01:02 ) <{POST_SNAPBACK}></div>
    Merak ettim ben bu yazi ve cevabi. Cem hadi cabuk bul![/b]
    Cevabi yaziyi bulamadim ama P.Magden'in yazisi su asagidaki imis :

    Cem

    ************************************************** **************************

    http://makale.turkcebilgi.com/kose-yazisi-...anavarlari.html

    Makale ve Köşe yazıları
    09 Ağustos 2003 Cumartesi - Radikal
    Perihan Mağden
    Füzyon canavarları
    Yazar:
    Özcan Deniz, New York Sokakları'ndan bi faça yapmış olarak döndü; onu sabırsızlıkla bekleyen, medyalamacılık yurdunun ve konser organizatörü Mercan Dede'nin sahnelerine. Şimdi tabii Tarkan olsun, Mustafa Sandal -ye olsun, Özcan Deniz olsun; New York'ta filan zencileri, kay kaycı çocukları, hip hop manyaklarını filan görüp- etkileniyorlar. Altında kalıyorlar. Yurda dönüşlerde hep böyle Maymun Kıvamı'nda bereler/şapkalar/ünün kadar konuş gözlükler adettendir yani.
    Yurt topraklarından normal normal giden bu adamların, illa da havaalanı dönüş karelerine Apukurya Maskarası olarak yansıması, memleket gerçeklerimizden oldu artık bir kere.

    Ben memleketten çıkışta böylesi koparmış imajlarla havaalanlarında beliren bir tek İlhan Mansız'ı gördüm. Kendisini İmaj Samimiyeti'nden ötürü

    kutluyor; bu başarısının altında Almancı bir gencimiz olmasının yattığını, belirtmek istiyorum.

    Özcan Deniz böyle ayağının tozuyla Açık Hava'ya inip Mercan Dedeleme'nin konserinin dört bin satmasına ve memleket sathında yeni bir 'fusion'

    olaylamasına aracı oldu mu? Oldu.

    Neymiş? Mercan Dedeleme (namı diğer DJ Arkın) İlhan Erşahin ve de Asmalı Deniz; Doğu'yla Batı'yı, varoşla boboyu, cazla sazı, halayla lakeyi, somonla hamsiyi sentezzleyeceklermiş.

    Ben burda kendi kendini dedeleyerek bir ilke imza atmış bulunan DJ Allen/Alan/Alain -ne ise artık Kanadalar'da- o şahsı kutlamak isterim gönül bahçelerinden.

    Kendisi bir Publicitè Canavarı harbiden.

    Bir PR dehası.

    Büyük Türk Japon'u ressam Günseli Kato'yla; Ferhat ile Şirin mi olmuştu, Şah'la Şahbaz mı, Miki'yle Mini mi? Öyle bir şeylerle başladı ilgi çekme numaralarına -deli saçması şeyler. Ama dur durak yok Mercan Dedeleme'de.

    Bir başka Promosyon Canavarı Fazıl Say'a kadar yükseldi.

    Ama Portakal bu; orda kalır mı?

    Şimdi Kadir İnanır'la ikili oluştursa, kim takar mesela.

    Yükselmekte olan değerella nedir? Halk yakışıklısı, dizi birincisi türkücülerdir.

    Bir davette karşılaşan Mercan Dedeleme'yle Özcan Deniz'in gönül telleri mi titreşmiş, iç suları mı akmışmış: öyle bir spiritüel fantazma bu İki Yurdun Sesi'ni bir konserde buluşturur mu? Buluşturur!

    Kifayet eder mi? Etmez.

    Üstüne bir de İlhan Erşahin serpilir.

    İlhan Erşahin hiç "Ben Brezilya Ormanları'nda, New York'ta yaşamak. Ben Özcan Deniz'i tanımamak" ayaklarına yatmasın.

    Olgunluk sınavlarını versin artık. Hıyarım var diyene, tuzu benden diye koşamayacak kadar mühim bir saksofoncu/besteci.

    Mercan Dedeleme'yi hakikaten birileri alıp değerlendirmeli. Bu denli vasati bir yeteneklememeyle, bunca 'fusion' yaratmak. Hoş 'fusion', 'musion' olmuyor tabii ki. Fusion olması için önce bir kablo, sonra da bir fiş lazım:

    İkisi 'fuse' etsin ki, elektrik çıksın.

    Burda ne o var, ne bu. Ortaya çıkan abukluğa canınız ne istiyorsa, o adı koyarsınız.

    Ama diyelim klasik müziğin bir diğer yeteneklememe canavarı Mehveş Emeç gidip Yavuz Bingöl'ü buldu da; ne oldu?

    Şarkılar, türküler, oyun havaları.

    Yener (Herkesin) abisinin her ikisiyle gerçekleştirdiği röportaj mesela, nefasetti. Sınıfsallığından yenmiyordu.

    Fakir Türkücü, Zengin Kızı'nın evinde bin bir çatal kaşıktan hangisini kullanacağını bilemiyor, ekmeksiz aşını yiyemiyor, zincirlerini koparıp ekmek isteyince gelen iki-üç şeffaf dilimin görüntüsüyle, bu seçkin

    sofrasından aç kalkıyordu.

    Mehveş Emeç'in son hali göz önüne alınırsa, o aç/maç kalkmıyor sofralardan anlaşılan.

    Ama "Klasik müzikte konser esnasında bir piyanist 'Karnım ağrıyor' diyemez mi yani?" tarzı dömi-sansasyonel demeç çatlatmalarına rağmen, olay yankılandı mı?

    Yoooo. Kaynadı, gitti. Üzülerek ifadelendiriyorum.

    Yani PR konusunda Mercan Dedeleme'yi tek geçmeli derim cümle âlemlerde. Daha ne canavarlıklar tasarıklandıracağını, tahayyül etmekten dahi korkuyorum.

    "Cümlemize de sabır ihsan eyle, yarabbim."

    Dualara kadar bozdu mu yani 'moral'imizi. Bozdu!

    "Bizi füzyon canavarlarının elinden koru, kolla; acı, kısaca."



    Bu makale hakkında
    Perihan Mağden tarafından yazılan bu makale, 09 Ağustos 2003 Cumartesi günü yayınlanan Radikal Gazetesindeki köşe yazısıdır.

    ************************************************** ***************************

    Ti-lilililililililililililili

    Ha haaaaaaaayt

  18. #18
    Senior Member
    Üyelik Tarihi
    Jun 2004
    Nerden
    Dublin
    Mesaj
    10,754
    kardalyan'in onceki astigi yaziyi begenmekle beraber dilini cok kotu buldum. acaba iki kisi yazdiklari icin mi bu kadar kotu diye dusundum ama aslinda daha vahim zira ikisi de bazi ifadelerin ne kadar yanlis, cumlelerin sekilsiz vs. oldugunu gorememisler anlasilan...

    bu bok olayi da ayri rezalet
    -)--------

  19. #19
    Senior Member
    Üyelik Tarihi
    Aug 2003
    Mesaj
    11,890
    Ben de Mercan Dede'nin kadife yanıtını asayım bari

    Sadece iyi müzisyen değil, iyi de yazıyormuş.

    http://www.radikal.com.tr/haber.php?habern...arih=18/08/2003

    Müziğin gücüne inandık
    Mağden'e yanıt: Mercan Dede isminin kendimi 'dedeleştirmekle' ilgisi olmadığını bir röportajımı bile okusaydınız bilirdiniz. Gitmediğiniz bir konser hakkında ahkâm kesmenizi esefle karşılıyorum

    18/08/2003 (1901 kişi okudu)


    Arkın Ilıcalı (Arşivi)

    Sayın Perihan Mağden, daha evvel hakkımda yazılmış olan hiçbir yazıya sözlü ya da yazılı cevap vermemiş biri olarak sizin 9 Ağustos 2003 tarihli yazınıza cevap niteliğindeki bu yazıyı yolluyor olmamın sebebi, haksız itham ve suçlamalarla dolu yazınızı son derece kaba ve saldırgan bir dille yazmış olmanızdan duyduğum rahatsızlıktan ziyade, ev sahibi konumunda bulunduğum bir projede bana katılan sanatçı dostlarıma karşı hissettiğim sorumluluktur.
    Yazınızı Aylin'le tanıştığım gün büyük bir şaşkınlık ve rahatsızlıkla okudum, Aylin kim diyecek olursanız, bu yazının ilerleyen kısmında kendisinden daha fazla söz edeceğim, sekiz yaşlarında ressam bir kız Aylin.
    Öncelikle bundan birkaç ay evvel ortak bir dostumuzun tanıştırması sonucu ayaküstü yaptığımız konuşmada bana, benim albümlerimi dinlemediğinizi çünkü 'atla eşeğin çiftleşmesinden katır doğacağını ve katırın da
    üretme özürlü olmasından dolayı hoşlanmadığınızı' belirtmiş, ben de tebessüm ederek si-zi elinizdeki kadehinizle baş başa bırakıp, müzikle ilgili engin düşüncelerinizden mahrum kalmak pahasına da olsa yanınızdan ayrılmıştım. O günden bugüne benim albümlerimi dinlemiş olma şansınızın düşük olduğunun farkındayım. Ayrıca 'hiç işiniz olmayacağı' için yazınıza söz konusu ettiğiniz projenin konserine de gelmediğinizi biliyorum. Dinlemediğiniz bir sanatçının, gitmediğiniz bir konseri hakkında yargısız infazla ahkâm keşmis olmanızı esefle karşılamanın dışında, yazınızda müneccimler vasıtası ile konser konusunda 'fusion-musion olmadığı' hükmüne varıp, bunu yalan/yanlış ve hayali bilgilerle desteklemeye çalışmanızı sadece basın ahlakı değil aynı zamanda gazetecilik sorumluluğu ile bağdaşmayan bir tavır olarak işgal ettiğiniz köşeye bir hakaret olarak değerlendiriyorum.
    Mercan Dede bir konser organizatörü değildir, hayatında organize ettiği hiçbir konser olmadığı gibi, bu işlerin maddi tarafına aklı hiç ermeyen, Pozitif gibi çok değerli ve saygın bir organizasyon şirketi tarafından çalışmaları yönlendirilen ve Doublemoon gibi vizyonu geniş, bağımsız bir plak şirketi sayesinde albümleri çıkan ve bu her iki şirketin de büyük maddi ve manevi fedakârlıkları sayesinde bugüne kadar gelmiş bir sanatçıdır.
    Sözünü ettiğiniz ve İlhan Erşahin, Özcan Deniz, Peter Murphy'nin misafir sanatçı olarak katıldığı konser, Mercan Dede-Secret Tribe projesinin gerçekleştirdiği Avrupa turnesinin son konseri olmak gibi bir özelliğe sahiptir. İki buçuk ay süren turne süresince Montreux Jazz Festivali-İsviçre, Jazz a Vienn-Fransa, Arezzo Wave-İtalya, Etnosur-İspanya başta olmak üzere, dünyanın sayılı festivallerinde Mich Gerber gibi sazlarının usta sanatçılarını misafir olarak sahnesine almış, bu projenin İstanbul konserinde ise bu değerli üç sanatçıyı misafir olarak davet etmiştir.

    İnsanları kategorilere ayırmayız
    İnsanları giydikleri kıyafetler, taktıkları gözlükler, etnik ya da ekonomik özgeçmişleri, inançları, cinsel tercihlerini baz alarak değerlendirme ve kategorilere ayırma fikrine her zaman karşı çıkmış biri olarak,
    misafir sanatçı seçiminde de öncelikle sizin alay konusu ettiğiniz 'gönül bağına' sadık kalmayı ve ardından sanat adına benzer amaçlarda ve ortak estetik kaygılarda olmayı baz aldık. Söz konusu sanatçıların seçiminde bunun dışında herhangi bir kaygımız olmadı.
    Türkçesi ya da aksanını eğlence konusu etmeye çalıştığınız sevgili Erşahin'in Özcan Deniz'i tanımıyor olduğu 'ayaklarına' yatıyor olduğu yargınız ise asılsız olduğu gibi yanlış bir yargıdır, tabii sayın Erşahin'in kimi tanıyıp tanımadığını sizin kendisinden daha iyi biliyor olduğunuza inanıyor olmanız da mümkün olup, bu durumu biraz daha vahimleştirebilir.
    Mercan Dede isminin benim kendimi 'dedeleştirmekle' bir alakası olmadığını bugüne kadar yapılmış 200'e kadar röportajdan birini okuma zahmetine katlanmanız durumunda görebilirdiniz. Sanıyorum insanlarla birebir görüşüp soran, ön araştırma yapan, okuyan gazetecilerin röportajları yerine hayal dünyanızdaki kurgular üzerine yazı yazmayı tercih ediyorsunuz. Bana ait web sitesinden benim özgeçmişim ya da Mercan Dede'nin ortaya çıkışı ile ilgili bilgilere de zahmetsizce ulaşabilirdiniz. Sanırım dinlemediğiniz bir müziği sevmemek, gelmediğiniz bir konserin sonunun hiçbir yere varmadığına kanaat getirmek, özgeçmişini bilmediğiniz bir sanatçının hayali özgeçmişini yaratmak sizin için daha zahmetsiz ve spekülatif bir tavır.
    Sayın Mağden, ben PR canavarı olmanın ötesinde, kendi verdiği konserlerde VIP kapısından utandığı için giremeyen bir insanım. Bahsettiğiniz 4 bin biletin satışı ile benim PR kabiliyetim arasında hiçbir bağlantı bulunmamaktadır. Montreal Jazz Festivali'nde 100 binden fazla kişiye, bundan üç hafta önce EtnoSur Festivali'nde 30 bin kişiye çalabilmiş, dünyanın en iyi festivallerine davet edilebilmiş olmamız, ne benim PR canavarı, ne de dahi bir müzisyen olmamla ilgilidir. Bu başarıların ardında öncelikle benim aynı sahnede olmaktan büyük bir onur ve heyecan duyduğum sazlarının ustaları değerli müzisyen dostlarım ve ardından ailemiz gibi bizimle çalışan Pozitif ve Doublemoon şirketlerinin özverili, inanılmaz çalışanları vardır. Benim vasati yeteneklere sahip olduğum sizin keşfiniz olmadığı gibi benim müzik çalışmalarımın en başından bugüne kadar söylediğim bir gerçektir.
    Söz konusu çalışmalar ve projeler çoğu zaman hak edilenin çok daha altındaki maddi ve manevi şartlarda gerçekleşmektedir. Bahsettiğiniz PR canavarlığım bugüne kadar gerçekleştirdiğim dört albümümden hiçbir gelir etmemiş olduğum, evi, arabası, televizyonu -ve de bundan şikâyeti- olmayan ama müzikle olan macerasında 'ailem' dediğim inanılmaz güzellikteki insanlarla tanışmış olmanın mutluluğu ve enerjisi ile yaşayan biri için anlamsız bir yakıştırmadır. Söz konusu ettiğiniz proje de dahil olmak üzere Avrupa turnesinde zaman zaman çok zor maddi şartlar altında geçirdiğimiz son 2.5 ayda müzikten elde ettiğim gelirin sizin köşenizden elde ettiğinizden çok daha az olduğundan şüpheniz olmasın. Dünyanın en önem-li müzik festivallerinden biri olan Womex Festivali'ne kabul edilen ilk Türk grubu olarak, tüm sanatçıların ücretsiz olarak festivalde konser verdiği, oraya gidebilmek için gerekli ulaşım ve diğer masrafların yine karşılıksız olarak Pozitif tarafından karşılandığı ve bunun gibi başka birçok fedakârlıkların bizi bugünlere getirdiği yakın çevremiz tarafından bilinmektedir.


    Her kesimden dinleyicimiz oldu
    Tüm bunlar müziğe ve müziğin insanları, kültürleri, inançları birleştiren aşk dolu gücüne inandığımız için yapıldı. Bulunduğumuz yere bir anda gelmedik ve bu yolda samimiyet ve müziğin büyüsünde sizin için
    alay konusu olan 'gönüllerimizin titreşmesi' bize güç veren tek kaynak oldu.
    Konserlerimizde başörtülü, blucinli, genç-yaşlı, eşcinsel, Müslüman, eğitimli, şehirli ya da taşralı birçok misafirimiz oldu. Onların giydikleri değil, orada bizimle birlikte iki saat için bile olsa tüm ayrılıkları terk edilip, hoşgörünün bizi birbirine bağlayacak en samimi bağ olduğunun hissedildiği anlar bizim için dünyanın bölünmüşlüğüne, sınıf-din-dil-inanç çatışmalarına verilebilecek en güzel cevap oldu. Grubumuzda Kürt, Bulgar, Çingene, Ermeni, Yahudi, Amerikalı, Arap müzisyenler sazlarını, seslerini bizlerle paylaştı. Tüm bunların sonucu olarak müziği algılama ve icra biçimimizin fusion denilebilecek bir birleşimi içermesinden daha doğal ve heyecan verici bir şey olamazdı.
    Şüphesiz tüm bunları yaparken hatalarımız kusurlarımız olmuştur, olacaktır. Başta ben olmak üzere, sahneden ayrılırken oradaki dinleyicinin hak ettiği performansı gösterememiş olmamın burukluğu ile evimize gittiğimiz geceler vardır ve bizlerin herkes tarafından dinlenip eleştirilmeye çok ama çok ihtiyacımız olduğunu çok iyi bilmekteyiz. Ne var ki, yazınız ve üslubunuzla sergilediğiniz tavır eleştiriden ziyade doğrudan kişiliğe yönelik, asılsız ve haksız saldırılar dışında herhangi bir önem taşımamaktadır.
    Aylin'e dönecek olursak; Aylin sekiz yaşında bir ressam, sizin yazınızı üzülerek okuduğum günün akşamında, bir konser öncesi 'Seyahatname' albümünü dinlerken yaptığı bir resmi sıkılarak, içten bir masumiyet ve heyecanla bize hediye etti. Gökyüzünde uçan üç semazen var, gülümsüyorlar... Aylin, genç bir ressam... Aylin gibi ailemizin birçok samimi dostları var; örneğin Bursa konseri sonrasında bize ev ekmeği ve bahçesinden topla-dığı üzümleri 'Ne olur kabul edin' diye veren bir öğretmen dostumuz var... Babası ile gidip ney alması için topladığı kargıları kurdeleye sarıp bize hediye eden İzmirli genç kızlarımız var... Sema eden Mira'yı seyrederken kendini tutamayıp ağlayan İspanyol Serge var... Doğuştan duyma engelli Asya var konserimize gelen...
    Sevgili Perihan hanım, her insan bir dünyadır ve her dünyanın kendi içinde bir karmaşası, ahengi ve acılı, yaralı, hüzünlü, neşeli, umutlu, aşk ve özlem dolu ama hepsinden önemlisi zaman zaman çok zor olabilen şu
    acılı dünyada kendine küçük de olsa bir yer bulmaya çalışan, sevgiyle atan bir Gönlü vardır. Davet edilmediğiniz bir gönül bahçesine hoyratça girip bir şeyleri darmadağan edip, çıkıp gitmek kolaydır. Sonra o bahçeler yıllarca yaralarını sararlar. Hoşgörü ve kibarlık gerçek aydının sıfatlarıdır, o etrafındaki karanlığı ışıkla aydınlatan kişidir.
    Gerçekten de bir dostun yazınızla ilgili söylediği gibi, bir insanı tanımak, anlamak hele hele yargılamak, Hindistan'ı gezmeye benzemez...
    Aylin sekiz yaşlarında bir ressam, Seyahatname'nin müziğine gökyüzünde uçan güleryüzlü semazenler boyuyor...
    Asya 2.5 yaşında bir dostumuz, doğuştan duyma engelli, konserimize geliyor, bizi duymuyor ama sizden daha iyi anlıyor; Asya gönlüyle dinliyor...
    Muhabbetle kalın.
    if you are reading this then warning is for you. every word you read of this useless fine print is another second off your life. don&#39;t you have other things to do? is your life so empty that you honestly can&#39;t think of a better way to spend these moments? or are you so impressed with authority that you give respect and credence to all who claim it? do you read everything you&#39;re supposed to read? do you think everything you&#39;re supposed to think? buy what you&#39;re told you should want? get out of your apartment. meet a member of the opposite sex. stop the exessive shopping and masturbation. quit your job. start a fight. prove you&#39;re alive. if you dont claim your humanity you wil become a statistic. you have been warned

  20. #20
    Senior Member
    Üyelik Tarihi
    Jun 2004
    Nerden
    Dublin
    Mesaj
    10,754
    bu iki yaziyi kopyaladim radikal'in genel yayin yonetmeni olan keltos atama yolladim, perihan'i kovup kosesini mercan'a verir misiniz lutfen diye. bakalim ne cevap gelecek
    -)--------

  21. #21
    Senior Member Istanbulguy Üyenin Avatarı
    Üyelik Tarihi
    Jan 2004
    Mesaj
    2,501

    Mercan Dede ile ilgili olarak, ben de Mercan Dede'ye Magden tarafindan haksizlik yapilmis oldugu kanisindayim. Ve, gercekten de, Mercan Dede, guzel ve etkili bir cevabi yazi yazmis. Bu arada, ben, Magden'in her yazdigini tasvip etme durumumun oldugunu iddia etmedim ki.

    Neyse....ama, iste dun, bence guzel bir yazi daha yazmis Magden. Cesaretini de takdir etmek lazim.

    Ya, bu arada, bazi kesimler, bu Ergenekon'culari (en azindan bazilarini) adeta birer kahraman ilan ettiler. Bazi kanallardaki haberleri izledikce sinirim tepeme cikiyor. Neyse, o konuya ilgili topikte deginmemde fayda var.

    Yeni Magden yazisi asagida.

    Cem

    ************************************************** *******************

    http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aTy...p;CategoryID=96

    Ordu kışlaya!

    05/07/2008

    YAZDIR | YOLLA



    Düşünün: Fenerbahçe Orduevi’nde konuşlanmışlar. Bunların emekliye ayrılmış olması filan fark etmiyor. Memleketin esas sahipleri onlar.
    Jandarma Komutanıyken yapamadılar mı darbeleri, işleri rast gitmedi mi; emekliye ayrıldıklarında da bir fors, bir racon. Orduevleri, lojmanlar, Atatürkçüdüşüncedernekleri, kapitalistlerin yönetim kurulu üyelikleri emirlerine amade.
    Bir nevi Kadirimutlak/Sonsuza Dek GÜÇ: bu nasıl bir güç vehmetme kendine/kendilerine. ‘Sivil’ toplumculuk ayağına yatıp saftorozları sokağa döküp/İzmir’in dekoltemanyak kadınları filan: “Paşam yoksa göğüs dekolteme mi karışacak Bu Yobazlar?” “Olur mu güzel evladım, dekolte de senin Kemalist hakkın, getir şöyle bir kadeh rakımızı da mehtaba karşı içip Atamız’ın ruhunu şad edelim!” ayakları. ‘Sivil’ ağızları.
    NOKTA’nın Darbe Günlükleri bir çorabın sökülmesidir. Çektiler ipi, gerisi çorap söküğü gibi geldi. Şimdi elimizde içinden çıkılmaz görünen bir yumak var. Öyle ‘gösterilmek’ istenen. Amiral Battı’nın kaptanının kafası karmakarışık.
    Kafa karışıklığı, bunların en faydalı ilacı. Gelsin “ben ne kadar zamandır biliyordum”lar, gitsin “ben muhalif meşrebim: buna dense dense Ergenekon safsatası/salatası/efsanesi denir; ay kuşkucuyum kuşkucu” utanmazları.
    Şener Eruygur’un (anasının ak sütü gibi hakkı) Fenerbahçe Orduevi’ndeki ‘ofisinde’ Ergenekon hücresinin oluşum şeması ele geçirilmiş. Baskınlarda herrr birinin evinden aynı zımbırtı belgeler çıkıyor.
    Siz bunların ciddiyetine/olabilirliğine inanmıyor olabilirsiniz edepsizliğe vurarak. Ama onlar kendilerinin ciddiyetine inanmaktan yıkılıyor-muş işte, 2500 sayfa DELİL ortada. Yaz yaz bitmiyor.
    Sonra ALTI YILDIR işbaşındaki iktidar partisinin Başsavcı’nın ‘kanaatlerine’ (halk arasında: Kemalist paranoya) dayanarak kapatılma davasında ‘Hukuk her şeyden üstün’leyenler, polisiye delillere taşş gibi dayalı Ergenekon Davası’nın vatanını seven/Atatürk’ünü seven/cumhuriyetini seven Güç Bezirgânları’na karşı düzenlenmiş abartılı bir komplo olduğu fikirsanlığını pompalamaktan imtina etmezler.
    Ben TARAFım mesela Ergenekon Çocukları davasında. Benim mahkememi ‘Ortadoğu uzmanı+bir dergide köşe yazarı’ kimliğiyle şenlendiren (ben Filistin halkını İsrail Ordusu’ndan soğutmaktan yargılanıyordum ya) Oktay Yıldırım’ın Ümraniye’deki gecekondusunda ele geçti Ordumuz’a ait olduğu ispatlanan bombalar. Hani AYNI bombalar hem Masum Atatürkçülerin Temiz Gazetesi Cumhuriyet’in kafakargaşalamabombalanmasında, hem de Danıştay Baskını’nda kullanılmıştı.
    Hrant Dink’in mahkemesini ‘şereflendiren’ Veli Küçük- malumunuz. Tabii herrr mahkeme baskınının kaçınılmaz ‘vatanseverleri’ Kemal Kerinçsiz, Sevgi Erenerol ve diğerleri. Sivilsivilceler.
    Aa! bakıyoruz şimdi içeri buyur edilmiş bulunan Hurşit Tolon Paşa, Ege Ordu Komutanı iken, gündemi nasıl da bombalardı ikide birde Erman Toroğlu’nun içine su serpecek demeçleriyle.
    Hrant Dink’in başını yakan yazı dizisi Sabiha Gökçen’in (Kutsal Atamız’ın tek doğrudürüst manevi evladı) Ermeni olduğunu kanıtlayan yazılardır. Sonra (yazılar 6 Şubat 2004’te çıkıyor Agos’ta), 21 Şubat’ta gelsin DevletinAmiralGemisi Hürriyet’te bu yazıları köpürten bir haber! Hemen akabinde Genelkurmay Başkanlığı ve HerHaltaDemeççi Hurşit Tolon Paşamız’ın (Ege Ordu Komutanı kimliğiyle) zehir zemberek suçlamaları. Bir garip Dink’e karşı.
    Dink yok şimdi. Öldürüldü.
    Aaa: acaba kim öldürttü?
    Ergenekon da sonuç olarak bazı terbiyesizlerin muhayyilesinden fışkırma, Kemalist Düşmanı bir hareketin deli açması iftira kumpanyası!
    Delilleri görmezden gelelim. Ve fakat NOKTA’nın söktüğü çorabın habire yeni ipliklerini Taraf Gazetesi pazara çıkartmakta.
    Yüce Askeriyemiz, Taraf’a ‘Dağlıca Baskını Biliniyordu’ haberinin belgelerini teslim etmesi için ayın 7’sine kadar (cömertçe) zaman tanıdı.
    Pardon? Belgeler sizden çıktığına göre asılları elinizde mevcuttur. Fotokopileri
    alacaksınız da ne olacak?
    NOKTA baskınında da aynı şey yapılmıştı. ‘Belgeler de belgeler!’ Sonra belgelerin orijinalitesi, Özden Örnek Günlükleri’nin Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın bilgisayarından çıkmış olduğu MAHKEMEDE kanıtlandı. Kanıtlandı da ne oldu? Susss pusss.
    Danıştay Baskını hâlâ Şanlı Kemalist Direnişçilerin Gazetesi Cumhuriyet’in bahçe bombalanmasıyla haraşolandırılmıyor. E, o ayrı bu ayrı. Oysa bombalar aynı lokum, pardon bomba paketinden. Kalanlar da Oktay Yıldırım’ın evinde yakalandı.
    Son Kemalistlerin Cumhuriyet Gazetesi’nden Ankara Mümessilleri Mustafa Balbay’ın götürülmesini protesto etmek isteyenler, oradan Şanlı Tercüman Gazetesi’ne de uzanıyorlar. Elleri kelepçelenerek götürüldü ya lümpen genel yayın yönetmenleri!
    O Tercüman Gazetesi daha bu kış beni ve Ece Temelkuran’ı ‘kitlesine’ hedef gösterdi. Birtakım pervert çocuklar kanlarından Türk bayrağı yapıp, Büyükanıt’a yollayıp NE BİÇİM duygulandırdılar- üstüne yazdığımız yazılar nedeniyle.
    Bu Cumhuriyet Okurları, Tercümanla da dayanışırlar. Her bir numeroyu da yaparlar.
    Şimdi Tercüman’ın lümpen yönetmeni aynen Akşam yazarı Güler Kömürcü gibi ‘serbest’ bırakıldı. Türkiye’nin en zengin adamı Karamehmet’in (aylık geliri: 7 bin YTL) bunları ısrarla arka bahçesinde beslemesi ilginç tabii.
    Yaşar Büyükanıt’ın Tercüman’ın lümpen yönetmeninin yanağını okşarken bir davette (Cumhuriyet Kokteyli mi?) çekilmiş fotoğrafları yayınlandı.
    Aynı Büyükanıt Paşa, Şemdinli’de Umut Kitapevi’ni bombalamaktan Askeri Mahkemece ‘serbest’ bırakılan Uzman Çavuş Ali Kaya için de “Tanırım, iyi çocuktur” demişti.
    Vicdani redçi Mehmet Bal’ın kuyruk sokumunda yediği dayaklardan çatlak var. Ben yine 318’den yargılanıyorum. Beni hedef gösteren gazetenin genel lümpeninin yanağını okşarken Genelkurmay Başkanımızın fotoğrafı var.
    Ben bu davada tarafım arrrkadaş.
    Fırsat bu fırsat: En nihayet, hep birlikte bağırabiliriz. “Ordu kışlaya! İşinin başına! Ait olduğu yere! Sonsuza dek siyasetimizden/idaremizden uzaklara! Haydi!”

    ************************************************** **************************
    Ti-lilililililililililililili

    Ha haaaaaaaayt

  22. #22
    Senior Member
    Üyelik Tarihi
    Aug 2003
    Mesaj
    11,890
    <div class='quotetop'>QUOTE (Istanbulguy @ Jul 6 2008, 00:58 ) <{POST_SNAPBACK}></div>
    Mercan Dede ile ilgili olarak, ben de Mercan Dede'ye Magden tarafindan haksizlik yapilmis oldugu kanisindayim. Ve, gercekten de, Mercan Dede, guzel ve etkili bir cevabi yazi yazmis. Bu arada, ben, Magden'in her yazdigini tasvip etme durumumun oldugunu iddia etmedim ki.[/b]
    Bunu iddia da edebilirsin.Sıkıntı Mağden'in yazdıklarını tasvip etmeyenleri suçlayıcı ifadelerde bulunman :kirp: Altını tekrar çizeyim, doğru ve cesurca konulara değindiği doğru.Ama hep aynı topic,aynı ifadeler ve bel altı çalışan betimlemeleri yoruyor.Bazen ise tamamen sapıtıyor.

    Her yazıda bilindik tarafa saydırıp,din-dinci kesim aleyhinde -kaçırdıysam düzelt- hemen hiçbirşey yazmaması seni rahatsız etmiyor mu?

    Mesela yarın din bezirganlığı yapanlara (bkz klasik hedefi Kemalizm bezirganlığı); "Kayseri’nin türbanomanyak kadınları filan: “Başkanım türbanımı başımdan alıyor Bu kafirler?” “Olur mu güzel evladım, türban da senin dini hakkın, git iki fatiha oku Peygamber efendimizin ruhunu şad edelim!” ayakları. ‘Dinci’ ağızları."...

    diye birşey yazabilir mi?Yazar mı?Yazmalı mı?
    if you are reading this then warning is for you. every word you read of this useless fine print is another second off your life. don&#39;t you have other things to do? is your life so empty that you honestly can&#39;t think of a better way to spend these moments? or are you so impressed with authority that you give respect and credence to all who claim it? do you read everything you&#39;re supposed to read? do you think everything you&#39;re supposed to think? buy what you&#39;re told you should want? get out of your apartment. meet a member of the opposite sex. stop the exessive shopping and masturbation. quit your job. start a fight. prove you&#39;re alive. if you dont claim your humanity you wil become a statistic. you have been warned

  23. #23
    Junior Member
    Üyelik Tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    2
    "..saftorozları sokağa döküp.."
    "İzmir’in dekoltemanyak kadınları "
    "Masum Atatürkçülerin Temiz Gazetesi Cumhuriyet"

    Yukarıdaki alıntılar Perihan Mağden'den ziyade Engin Ardıç'a ait gibi duruyor. Ya da Mağden ile Ardıç arasında (üslup olarak) fark kapanmış farkına varmadan. Çok tuhaf ta değil aslında; taşlanan şeytan aynı olunca.. hele de hele duygusallık (tamamen) ön plana çıkınca.

    "Son Kemalistlerin Cumhuriyet Gazetesi’nden Ankara Mümessilleri Mustafa Balbay’ın götürülmesini protesto etmek isteyenler, oradan Şanlı Tercüman Gazetesi’ne de uzanıyorlar."

    diyor, ve daha sonra ekliyor:
    "O Tercüman Gazetesi daha bu kış beni ve Ece Temelkuran’ı ‘kitlesine’ hedef gösterdi."

    Eee, az önce kendisi de aynı şeyi yapmadı mı ki?
    Üstelik Cumhuriyet Gazetesini (ki yıllarca "masum Atatürkçü" kalmasına vesile olabilmiş) Tercüman Gazetesi'ne eş tutarak..


    "NOKTA’nın Darbe Günlükleri bir çorabın sökülmesidir."
    "NOKTA’nın söktüğü çorabın habire yeni ipliklerini Taraf Gazetesi pazara çıkartmakta."
    "...belgelerin orijinalitesi, Özden Örnek Günlükleri’nin Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın bilgisayarından çıkmış olduğu MAHKEMEDE kanıtlandı."

    Emin olun "Darbe Günlükleri" beni de mutlu ederdi. Ama bu günlüklerin kerameti kendinden menkul bir dergide yayımlanmış olması, bi-taraf olmadığı adından belli gazeteye servis yapılıyor olması mide bulandırıcı. Ama Mağden'in Özden Örnek çok yaşa Paşa'nın ilişkilerinden habersiz olması gazeteci kimliğini sorgulamayı gerektiriyor, haberdar ise kişiliğini..

    "Fırsat bu fırsat: En nihayet, hep birlikte bağırabiliriz. “Ordu kışlaya!""
    Perihan Mağden Hanımefendi'ye bu önerisi için tek sözüm: "GÜNAYDIN !! Daha önceleri nerelerdeydiniz?"

    Selçuk

  24. #24
    Senior Member Breyf Üyenin Avatarı
    Üyelik Tarihi
    Feb 2002
    Mesaj
    14,152
    <div class='quotetop'>QUOTE (epeci @ Jul 5 2008, 20:53 ) <{POST_SNAPBACK}></div>
    bu iki yaziyi kopyaladim radikal'in genel yayin yonetmeni olan keltos atama yolladim, perihan'i kovup kosesini mercan'a verir misiniz lutfen diye. bakalim ne cevap gelecek [/b]
    Guzel yapmissin. Magden bu yaziyi okuyup, anlayabilse bu karakteriyle, kendini bogaz koprusunden atmasi gerekirdi, ya da banyoda kendini jiletlemesi.. Ama o bitirmeden "aaamaann bunla mi ugrasicam diye atmistir bir kenara, baska bir yere kusmaya devam etmistir. Nitekim 5 yil gecmis ustunden bu hadisein madgenhala sagda solda kusuyor. Oggghh.

  25. #25
    Senior Member Istanbulguy Üyenin Avatarı
    Üyelik Tarihi
    Jan 2004
    Mesaj
    2,501
    <div class='quotetop'>QUOTE (çıtır @ Jul 19 2008, 17:19 ) <{POST_SNAPBACK}></div>
    Emin olun "Darbe Günlükleri" beni de mutlu ederdi. Ama bu günlüklerin kerameti kendinden menkul bir dergide yayımlanmış olması, bi-taraf olmadığı adından belli gazeteye servis yapılıyor olması mide bulandırıcı.

    Selçuk[/b]
    'Kerameti kendinden menkul' mu ? Neyi kastettin bunla ? Zaten, eminim bildigin gibi, Nokta dergisi maalesef su an artik yok.

    Taraf gazatesine gelince......evet, taraf bir gazete....ozgurlukcu ve liberal bir demokrasiden ve insan haklarindan yana taraf alan bir gazete.

    Cem
    Ti-lilililililililililililili

    Ha haaaaaaaayt

+ Konuyu Cevapla
Sayfa 1 - Toplam 12 1 2 3 11 ... SonSon

Benzer Konular

  1. Kose Yazilari
    Futbol Forumu forum içinde, yazan okkesus
    Cevap: 16
    Son Mesaj: 18-11-2010, 09:38
  2. Secme Futbol Yazilari
    Futbol Forumu forum içinde, yazan okkesus
    Cevap: 28
    Son Mesaj: 23-11-2006, 07:00
  3. NBA Yazıları
    Olimpik Forum forum içinde, yazan Goksin
    Cevap: 11
    Son Mesaj: 19-10-2005, 19:19
  4. Sag alt kose boş kalmış
    Omuz Kafe forum içinde, yazan Jazz
    Cevap: 3
    Son Mesaj: 18-06-2004, 16:23
  5. Pazar yazıları
    Futbol Forumu forum içinde, yazan hutku
    Cevap: 5
    Son Mesaj: 15-12-2002, 12:55

Mesaj Yetkileriniz

  • Yeni konu açmaya yetkiniz yok
  • Cevap yazmaya yetkiniz yok
  • Eklenti yüklemeye yetkiniz yok
  • Mesajınızı düzeltmeye yetkiniz yok