Goriller sürü hayatı yaşar; “sürü” sözkonusu oldu mu, bir “önderlik” gereği de ortaya çıkar. Gorillerde önderlik, sürünün yaşlı erkeklerinde olurmuş. Bir tehlike anında, diyelim bir leopar, bir aslan belirdi, yavrular ve dişileri ortaya alır, erkek goriller bir halka oluşturur, onları savunurmuş. Gorillerin de, bizim gibi (zaten benzerliğimiz çok), yaşlanınca tüyleri beyazlanıyor. Dediğim bu önder yaşlıların ensesi ağarırmış. Onun için bunlara “hoary neck” (kırçılsırt) deniyor. Kırçılsırtlar gelen düşmana karşı sürünün önünde kendilerini siper eder, göğüslerini yumruklayıp dişlerini göstererek meydan okurlarmış.
Bu yöntem etkili olurmuş. Gelen düşman, bu kadar gorille başa çıkamayacağını anlar, çeker gidermiş.
Derken, günün birinde, teni soluk, ellerinde “tüfek” denilen âlet bulunan birileri peyda olmuş. Daha önce hiç görülmedik birileri. Goriller gene halka olmuş, kırçılsırtlar gene öne atılıp göğüslerini yumruklamış. Yeni gelenler “tüfek” denilen âletlerini omuzlarına dayayıp “dan! dan! dan!” yapmış. Ne kırçılı kalmış, ne kırçıllaşmamışı.
Bu hikâyeyi çok farklı bir ortamda Amerikalı bir “önderlik uzmanı”ndan dinlemiştim. Amerikalılar çok meraklı ya böyle şeylere, her işin bir “uzmanı” olmasına. Adam bunu anlatmış, sonra bu “kıssa”dan şu “hisse”yi çıkarmıştı: toplulukların karşılaştığı sorunlar her zaman değişir. Bir sorunu çözmekte yararlı olmuş yöntem, bir sonraki sorunda işlemeyebilir. İyi de doğru önderlik, her durumda aynı davranışı sergilemek değil, her durumda o durumun koşullarının gerektirdiği davranış tarzını bulmaktır.
Goril topluluğu “kırçılsırt”ların iktidarını sorgulayamaz, değiştiremez. “Kırçılsırt”lar da kendi bilgilerini sorgulayamaz, değiştiremez. Bunun sonucu, “eli tüfekliler” karşısında her zaman kolay hedef olmalarıdır. Böyle olunca, “eli tüfekliler” insafa gelmez ise, gorilin de soyu tükenir. Bütün bu evrim çerçevesinde buraya kadar gelişebilmiş olan gorillere, başka türlü davranamadıkları için kızmak veya onları küçümsemek, yersiz olabilir. Ama bizler goril değiliz, insanız. İnsan olarak, zihnimiz böyle sınırlı, kısıtlı değil. “Mantık” denilen bir şeye, “akıl yürütme” denilen bir imkâna, “ders çıkarma” denilen bir yeteneğe sahip olduğumuz rivayet ediliyor.[/b]